Eskilerin Eskimez Sözleri

Eskilerin (ataların) kimi sözleri atasözü adıyla kalıplaşmış, sözlerimize güç ve güzellik katmaya devam etmektedir. Yine eskilerin atasözleri kitaplarına girememiş atasözü tadında sözleri de var. Bunlardan birkaçını bu yazımda buluşturmak istedim.

Şüyuu vukuundan beterdir: Kötü bir olayın, aslında gerçekleşmemiş olmasına rağmen, gerçekleştiği söylentisinin çıkması, o olayın gerçekleşmiş olmasından daha kötüdür.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür: İnsan belleğinin unutma özelliği vardır. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli pek çok özellikten sadece birisidir unutmak. Eğer insan unutamasaydı yaşayamazdı. Aslında burada unutmak hiç hatırlayamamak değil, küllenmek, eskimek, ilk zamanki heyecanını kaybetmek anlamına da gelebilir. İnsana verilen en büyük acılardan biri de evlat acısıdır ki insan, bunu da unutabilir yaşamına devam edebilir. Hafıza-i beşer nisyan ile malul olmasaydı evlat acısı gibi acılar insanın yaşamını sürdürmesini engellerdi.

Galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır: İnsanlar arasında yanlış şekilde yaygınlaşmış bir kelimenin yanlış olan şekli sözlükteki doğru şekline tercih edilir.

Sükût etmek gibi nâdâne âlemde cevap olmaz: Sözün kâr etmediği cahiller için en güzel cevap susmaktır.Bâtılı tasvir sâfî zihinleri idlal eder: Bediüzzaman’ın da kullandığı bu söz “Kötü şeyleri tasvir edip anlatmak boş ve temiz zihinleri bulandırır.” anlamındadır.

Men dakka duka: Çalma elin kapısını çalarlar kapını, kötülük eden, kötülük bulur.” anlamında bir deyiş. En kısa ve özlü anlamı şu olabilir:“Eden bulur.”

Marifet, iltifata tabidir: Güzel şeyler ortaya koymuş bir kişinin, karşılık olarak takdir, teşekkür ve iltifat beklemesi doğaldır. Hak ettiği iltifatı göremeyen kişinin hayal kırıklığı da doğaldır. Yani iltifat marifetle oluşur, marifet de iltifata tabidir.

marifet: Ustalık, hüner, uzmanlık.
iltifat: Birine güler yüz gösterme, hatırını sorma, tatlı davranma.

Kimilerinin zihinlerinde ve anlatımlarında yerini koruyan bu sözlerin Cumhuriyet Döneminde derlenmiş atasözleri kitaplarında yer almamaları ve dolayısıyla yaygın olarak kullanılmamaları, bu sözlerdeki bilinmeyen sözcüklerin fazlalığından olabilir. Bununla birlikte atasözleri kitaplarına girmiş benzer özellikteki sözleri hatırlamadan da geçemiyorum:

Bir musibet bin nasihatten yeğdir: Başımıza gelecek kötü bir olayın, bize verilen bir yığın öğütten daha öğretici olabileceğini belirten atasözüdür.

Mürüvvete endaze olmaz: İyilik ve yardımda sınır olmaz. Kişi, istediği kadar iyilik yapabilir.

Sükût ikrardan gelir: Suskunluk, kabul etmektir.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner: Hesabı doğru yapılamayan işlerin, yanlış başlangıçların tamamlanamayacağını veya er geç doğruyu bulacağını anlatan atasözümüzdür. Bu atasözünün özgün şekli “Yanlış hesap bâğ-ı dâd’dan döner.” imiş. Bâğ-ı dâd tamlaması adaletin bağı (adliye) anlamını taşıyor. Bu durumda sözün asıl anlamı “Yanlış hesap adliyeden döner.” dir. Sözü bu anlamıyla düşündüğümüzde, eskilerin adalete duydukları güveni fark etmemek imkânsızdır. “Haklı söz, haksızı Bağdat’tan çevirir.” atasözünde de benzer bir durum vardır.

Yukarıdaki iki atasözündeki Bağdat kelimesi bana, bazı yanlış kullanımları hatırlattı. Burada bunlardan birkaçını sıralamak istiyorum:

Sukutuhayal: Düş kırıklığı, hayal kırıklığı. Bu deyimdeki sukut (düşme) sözünü sükût(sessizlik) ile karıştırmamak gerekir. Deyimi “sükûtuhayal” şeklinde kullanırsak, anlamı “hayal sessizliği” olur ki bu da yanlıştır.

Göz var izan var: “Gözle görülebilir netlikte belirgin özelliklere sahip olan bir şey üzerinde tartışmak gereksizdir.” anlamında bir söz. Bunu da “Göz var nizam var.” şeklinde yanlış kullanıyoruz.

Sıhhatler olsun: Sıhhat kazanılabilecek bir eylemden hemen sonra söylenen bu iyi niyet sözünü Saatler olsun.” Şeklinde yanlış kullananlar az değildir.

çanına ot tıkamak: Etkisiz hale getirmek, sesini çıkaramayacak; şanını, şöhretini sürdüremeyecek duruma düşürmek anlamına gelen bu güzel deyimin “canına ot tıkamak” şeklindeki yanlış kullanımı da hayli yaygındır. Çocukluğumda geceleri, ineklerin çanlarına ot tıkayıp çanların seslerini kesmiş olurduk ki böylece geceleri rahatsız edilmezdik. Çanına ot tıkamak deyimi böyle uygulamalardan doğmuştur. Benim gibi çocukluğu köyde geçenler bu deyimi yanlış kullanmaz elbette.

Eski çamlar bardak oldu:Şartlar değişti, köprünün altından çok sular geçti; eski güzellikleri, eski değerleri artık bulmak mümkün değildir.” anlamındaki bu söz de çam/cam benzerliği nedeniyle yanlış kullanılmaya müsait.(“Eski camlar bardak oldu.” şekli yanlıştır.) Yazının bu noktasına bir gazete haberi yerleştirerek deyimin doğru şeklini vurgulamak istiyorum:

60’lık Kadı Mehmet’in Hüneri

Eski çamlar bardak oldu sözü 60 yaşındaki Mehmet Türkmenoğlu’nun (Kadı Mehmet) ellerinde gerçek oldu. 35 yıldır çam ağacından bardak yapan Türkmenoğlu, geçimini de bu işten sağlıyor.
Osmaniye’nin Kadirli ilçesi Kızyusuflu köyünde oturan ve dededen öğrendiği çam bardak işini 35 yıldır sürdüren Kadı lakaplı Mehmet Türkmenoğlu, çam ağacından bardak yapıyor. Özel olarak seçtiği çam ağaçlarını maharetli elleri ve dededen kalma aletleriyle yontmaya başlayan Türkmenoğlu, ortaya birbirinden güzel süs eşyaları bardaklar ve sürahiler çıkarıyor. Çam ağacından yapılan sürahilerin içindeki suyun soğuk olduğunu ve soğukluğunu uzun süre muhafaza ettiğini belirten Mehmet Türkmenoğlu, çam sürahideki suyun tadının da bir başka güzel olduğunu söylüyor.
Eskiden yaşanmış güzelliklerin uçup gittiğini, tekrar ele geçmeyeceğini anlatmak için kullanılan “Eski çamlar bardak oldu” sözünü yalanlarcasına çalışan ve mesleğinin son temsilcisi olan Kadı Mehmet, eski çamları bardak yapmaya devam ediyor. Kadı Mehmet “Şu anda kullanılan ve eskilerin de sıklıkla kullandığı ‘Eski çamlar bardak oldu’ sözü, yeninin her zaman bekleneni vermediğini, hayal kırıklığına yol açtığını ifade eder. Ancak ben eski çamları bardak yapmaya devam ediyorum.” dedi.

13 MART 2006 PAZARTESİ TARİHLİ AKDENİZ GAZETESİ nden alıntı yapılmıştır…


(Bir gazete haberinin bu çeşit bir yazı içinde yer alması bir ilk olabilir!)

teşrif etmek: Şereflendirmek, onurlandırmak anlamlarına gelen birleşik eylemdir. Bu sözü “Evimize teşrif ettiler.” şeklinde kullanırsak yanlış yapmış oluruz. Doğru şekli “Evimizi teşrif ettiler.” dir.

Başın sağ olsun: Biri öldükten sonra ailesine söylenen “Üzüntünü paylaşıyorum.” anlamındaki bu cümlenin, sözcüklerin gerçek anlamı düşünüldüğünde şu şekilde anlaşılması mümkündür: “Ölen ölmüş bir kere, sen sağ ol. Gerisi önemli değil.”

Hâlbuki bu cümlenin zamanla unutulmuş olan asıl anlamı şöyledir: “Sen bir yakınını kaybettin. Bu sana büyük bir acı verebilir. Ancak önemli olan devletin birliğini sağlayan devletin başındakidir.”Yani eskiden “Başın sağ olsun.”sözü “Devletin başı sağ olsun.” anlamındaymış. Bir zamanlar devlet başkanına bağlılığın bir göstergesi olan bu sözün gerçek anlamı bugün unutulmuştur. Hatta bu söz “Başımız sağ olsun.” şeklinde kullanılırmış.

malumu ilam etmek: Bilineni bildirmek anlamındaki bu söz de yine bir sözcük benzerliğinden dolayı yanlış kullanılıyor. GerçiMalumu ilan etmek” şeklindeki yanlış kullanımla sözün anlamından pek de uzaklaşılmıyor. Çünkü ilam ve ilan sözcüklerindeki biçimsel benzerliğin yanında bu iki sözcüğün anlamsal yakınlığı da söz konusudur. Yine de doğrusunu bilmek ve kullanmak daha iyidir.

Halebi orada ise arşın burada: Abartılı bulunan bir şeyin kanıtlanması istendiğinde kullanılan bir deyimdir. Bu deyimde de bir söz değişmiş. Anlamı bir ölçü birimi olan halebi yerine –yine ses benzerliğinden olsa gerek- bir şehir adı olan Halep sözü kullanılmaya başlanmış. Yani bu deyim “Halep orada ise arşın burada” şeklinde kullanılıyor. Bu söz değişikliğine bağlı olarak deyimin anlamı da değişiyor. Sözün bu yanlış şekliyle ilgili deyim hikâyesi de uydurulmuş. Bu deyimin de doğru şeklini kullanmayı önemsiyorum.

Mecelle’de geçen şu sözler de atasözü gücünde anlamlı sözlerdir:

mecelle: On dokuzuncu yüzyılda hazırlanmış olan bir hukuk kitabıdır. Bir giriş ile 16 bölümden oluşur ve 1851 madde içerir. 4 Ekim 1926′da Mecelle yürürlükten kaldırılmıştır.

Bir zarar kendi misliyle izale olunamaz: Zararı gidermek için ikinci bir zarara başvurulmaz. “Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.” atasözüyle aynı anlama gelen bir sözdür.

Meşakkat teysîri celb eder: Bir işte zorlukla karşılaşılınca, çözüm için kolay yollar aranır.

Zaruretler memnu olan şeyleri mübah kılar: Yasak olan şeylerin, zaruret (ihtiyaç) devam ettiği müddetçe, yasaklığı kalkar.

Mâni zail oldukta, memnû avdet eder: Engel ortadan kalkınca yasak geri döner.

Örnek: Özel mülke izinsiz fakat zorunluluk nedeniyle girilmiş ise (mesela azgın bir köpek kovalamış ise) zorunluluk ortadan kalktığında (köpek tehlikesiz hale geldiğinde) özel mülke girme, o kişi için tekrar yasak hâle gelir.

Kişi ikrarıyla muaheze olunur: Bir kişinin bir konudaki ikrarını (saklamayıp doğruca söylemesini) yalanlayan çıkmazsa, o kişi ikrarı doğrultusunda karşılık görür veya cezalandırılır.

Külfet nimete, nimet külfete göredir: Yâni, çekilen külfet (sıkıntı, zorluk) ne oranda ise ondan elde edilecek nimet (lütuf, iyilik)de o orandadır.

Müddei iddiasını ispatla mükelleftir: İddia eden, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Aksi hâlde iddiası geçersizdir.

Cezmi GENÇTEN

2 Yorum Var

  1. “Mübdei iddiasını ispatla mükelleftir”, bir yazım hatası sözkonusu sanırım.sözde geçen “mübdei” kastedilen iddiacı anlamını taşımamakta, doğrusu bu anlama gelen “müddei” olmalıdır.

    mehmet tarafından 15 Haziran 2010 tarihinde gönderilmiş.

  2. Uyarınız için teşekkürler. Allah razı olsun

    Edebiyat Sahnesi tarafından 16 Haziran 2010 tarihinde gönderilmiş.

Yorum Gönder