Edebiyat Sahnesi


“Sanat barış içindir.”

İnsanoğlu, dünya sahnesinde ne zamandan beri varsa işte o günden beri de sözü etkili ve güzel söylemeyi hep istemiştir. Bundan hareketle, İnsanlığın başlangıcı ile edebiyatın başlangıcı eş zamanlıdır, diyebiliriz. Bir sahneye benzeyen bu koca dünyada insan, edebiyatı keşfetmiş, edebiyat insanı yüceltmiş.

Oyuncuları tüm insanlar olan bu dünya sahnesi içinde başka sahneler de var: Müzik sahnesi, resim sahnesi, siyaset sahnesi, edebiyat sahnesi…

Kimimiz bu sahnelerde birer oyuncuyken kimimiz de buralarda yaşanan oyunların sadece izleyenleri konumundayız. devamını oku

Değerli Ziyaret


“Birini, bir yeri görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme” diye tanımlanan ziyaretin hedefinde iki öge bulunur. Bunlar görmeyi ya da görüşmeyi arzu etiğimiz insanlar ile özlediğimiz ya da tanımak istediğimiz mekânlardır.

Bir ziyaretin değerli olabilmesi için ziyaretimize ve ziyaret ettiğimize değer vermemiz gerekir. Kişilerarası ziyareti değerli kılan ziyaret edenle ziyaret edilen arasındaki gönül birliği iken mekân ziyaretini değerli yapan ise o mekâna duyulan sevgidir.

Bayramlar ve yıldönümlerinin ziyaretleşmelerdeki önemi ortada. Bunların yanında bizi ziyarete yönlendiren iki ana duygu ise özlem ve meraktır.

Özlediğimiz ya da merak ettiğimiz insan ve mekânları ziyaretimizde istekli ve samimi oluruz.  İstekli ve samimi olmadığımız, kimliğimizden ve kişiliğimizden birçok değeri kaybettiren çıkar ziyaretleri de bir hayli yaygın, günümüzde. devamını oku

Akıl Yükü


“Akıl yükü” sözüyle zihnimde iki anlam beliriyor: Birincisi aklın kendisinin yük olması, ki bunun (odun yükü gibi) bir taşıyanı olur; ikincisinde ise belli bir yük var (eşek yükü gibi) ve taşıyıcı da akıldır.

Birinci anlamda bir yük kabul ettiğim aklın taşıyıcısı kalptir. Akıl yaşadıkları ve gördükleri karşısında yakıp yıkmak, asıp kesmek, kırıp dökmek ister ama kalp buna müsaade etmez. Ancak bu kalbin (sahibinin) işi çok zor. Çünkü ele avuca gelmez (bir çocuk gibi olan) aklın kontrolü hayli güçtür.

 İkinci anlama göre, belli bir yükü taşımak durumunda olan aklın işi zorlaşıyor. Düşüncem bu noktada yoğunlaşınca rahmetli annemin bunaldığı zaman dilinden düşürmediği şu dua sözünü hatırladım: “Aklıma mukayyet ol Allah’ım.”  

İkinci anlama açıklık kazandırabilecek bir sözü de zaman zaman rahmetli babam kullanırdı: “Delilik az akılla idare olmaz (yönetilemez).” devamını oku

Kırsalda Yaşamak


Kırsalda Yaşamak

Ben bir köyde doğdum ve çocukluğumu köyde (kırsalda) yaşadım. Kırsalın sakinliğine, doğanın doğal seslerine/ sessizliğine alışmış olduğum için gürültülü ortamlar, müzikli de olsa, beni hep rahatsız etmiştir.

Kırsalı anlatan edebî ürünler öncelikli olmuştur benim için: “Çoban Çeşmesi”ni, “İstanbul’u Dinliyorum”a; bir köy romanını, bir polisiye romana yeğlerim.

Başkalarının müzikteki tercihlerini anlayışla karşılarım. Ancak ben tercihimi türkülerden yana kullanıyorum. Yeni müzik türlerinden de Türk Sanat Müziğinden de çok severim türküleri. Çünkü türküler kırsalın müziğidir. devamını oku

Eskilerin Eskimez Sözleri


Eskilerin (ataların) kimi sözleri atasözü adıyla kalıplaşmış, sözlerimize güç ve güzellik katmaya devam etmektedir. Yine eskilerin atasözleri kitaplarına girememiş atasözü tadında sözleri de var. Bunlardan birkaçını bu yazımda buluşturmak istedim.

Şüyuu vukuundan beterdir: Kötü bir olayın, aslında gerçekleşmemiş olmasına rağmen, gerçekleştiği söylentisinin çıkması, o olayın gerçekleşmiş olmasından daha kötüdür.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür: İnsan belleğinin unutma özelliği vardır. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli pek çok özellikten sadece birisidir unutmak. Eğer insan unutamasaydı yaşayamazdı. Aslında burada unutmak hiç hatırlayamamak değil, küllenmek, eskimek, ilk zamanki heyecanını kaybetmek anlamına da gelebilir. İnsana verilen en büyük acılardan biri de evlat acısıdır ki insan, bunu da unutabilir yaşamına devam edebilir. Hafıza-i beşer nisyan ile malul olmasaydı evlat acısı gibi acılar insanın yaşamını sürdürmesini engellerdi.

Galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır: İnsanlar arasında yanlış şekilde yaygınlaşmış bir kelimenin yanlış olan şekli sözlükteki doğru şekline tercih edilir.

Sükût etmek gibi nâdâne âlemde cevap olmaz: Sözün kâr etmediği cahiller için en güzel cevap susmaktır. devamını oku

Taşı Gediğine Koymak


Bu yazımda nükteden söz etmek istiyorum. Bunun için de bu güzel deyimin yazıya başlık olmasını istedim.

“Nükte”nin Türkçe Sözlük’teki karşılığı “İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri”dir. İnce, güzel nükteler yapan kimseye de, nükteci (nüktedan) deniyor.

Meşhur olmuş nüktecilerimizden bazıları şunlar:

Nasrettin hoca, İncili Çavuş, Öküz Mehmet Paşa, Nef’i, Ziya Paşa, Şair Eşref, Kavuklu Hamdi, Neyzen Tevfik…

Bunlar ve daha nice söz ustaları, bir söyleyiş, bir durum ya da bir olay karşısında uzun uzun konuşmak yerine nükteleriyle taşı gediğine koyuvermişlerdir. devamını oku

Dostluk


Friedrich Von Schiller (Fredrik Fon Şiller)’in 10. Sınıf Dil ve Anlatım kitabında yer almış olan Kefil adlı hikâyesini derste okuduk. Dostluk temasını işleyen bu hikâyede birbirleri için hiç tereddüt etmeden canlarını verebilecek iki kişi var. Buradaki fedakârlığı anlamakta zorlandı öğrencilerim. Açık sözlü birkaç öğrenci, böyle bir dostluğun gerçek dünyada yaşanamayacağını söyledi.

“Dost dediğin dostu için canını bile verebilmeli.” düşüncesini savunduğumda şu itirazlarla karşılaştım:

─ Bu dost da kim oluyor hocam? Anam mıdır, babam mıdır?

─ Hocam, insan anası ve babası için bile kolay kolay canını veremez.

─ Geçelim bunları hocam! Bunların hepsi hikâye! Paran varsa herkes senin dostun!

devamını oku

Güzel Söz


Bu yazının başlığı bir sıfat tamlamasıdır. Bu tamlamadaki “güzel“, “söz” ismini niteleyen bir sıfattır. Böyle yapısal bir değerlendirmeyle yazıya başlamaktaki amacım şudur: “Güzel söz” bazen “güzel söyle-(mek)” ile karıştırılıyor. Halbuki “Güzel söyledi.” cümlesindeki “güzel” sözü zarf görevindedir ve cümleye kattığı anlam sıfattan farklıdır.

Sıfat tamlamasındaki “güzel“, kastedilen sözün güzel olduğunu bildirir. Bu söz kimin ağzından ya da kaleminden çıkarsa çıksın değişmez. Çünkü sözün kendisi güzeldir. “Güzel söyle-(mek)”deki “güzel” sözü ise konuşmanın ya da konuşma biçiminin güzel olduğunu anlatıyor. Güzel söyleyen (konuşan) kişinin söylediği sözler güzel olmayabilir.

Bu başlık, aynı zamanda yazının da konusudur. Öyleyse ben bu yazıda “güzel söz”ü anlatmaya çalışacağım, diyebilirim. devamını oku

Paylaşmak


Paylaşmak

Paylaşmak, pay isminden türemiş bir fiilin ismidir. Sözlük anlamı; “aralarında bölüşmek, pay etmek”tir.

Dünya yaratılalı beri insanlar, kendilerine sunulan imkânları paylaşır dururlar.

Tanışmak, anlaşmak, paylaşmak… Güzel bir paylaşımın arkasından anlayış, güven ve huzur gelir. Yani paylaşma anlayışı, anlayış güveni, güven saygıyı, saygı da sevgiyi doğurur.

* * * *

Sevenin sevdiğinden uzak olduğunda yaşadığı duygu çeşidi özlemdir. Buradaki sevilen, bir insan olabileceği gibi, kişinin doğup büyüdüğü memleketi de olabilir.

Gurbette yaşayanların (sıla özlemi çekenlerin) hemşehri aramaları bu duygularını paylaşmak istemelerindendir. Nice garipler (gurbette yaşayanlar), özlemlerini paylaşacak birini bulamadıklarında, kaleme kâğıda sarılmışlardır. Gurbet şiirleri ve gurbet türküleri böyle ortaya çıkmıştır. devamını oku

Düştük Yollara Yollara


Dünyayı teşrif ettik; hayatın yollarında hayat yolcusu olduk. Şair (Enis B. Koryürek)’ in dediği gibi hayat yolu bitimli:

“Döner kıvrılır fakat

Daire olmaz bu hat.

Ne kadar sürse hayat,

O yolun yolcusuyuz.”

Ömrümüzün yollarında“gece gündüz giden” biz hayat yolcuları, beşikten mezara uzanan “İki kapılı bir han.”dayız.

Bir han ki, ömür ömür “uzayan, dönen, kıvrılan yollar”la dolu. Yollarda diken, çamur, taş, çakıl olur. Engeller olur boy boy. Bu yolların güzellikleri olur insanları cezbeden. Rengarenk gülleri olur, burcu burcu kokan. Yollarda gölgelikler dinlenme yeri… Yolcuya arkadaş, yolcuya sırdaştır yollar.

* * *

“Yola bir düşüldü mü, ömür boyunca gidilir.” Sıladan başlayan yollar gurbete uzanır. Belki gözü, gönlü gerilerdedir gurbet yolcusu nun. Ne ki yol gider, yolcu gider. devamını oku